
|
|
|
|
|
|
|
Sohbet MP3 Aşk E-kart Güzel Sözler Sevgi Bu sitede reklam var |
|
Mağaradaki Yılan
-Benim ile bu yolda kim yol arkadaşı olur. Cânına
ve başına kim kıyar, dediği zemân, herkesden önce hazret-i Ebû Bekr (r.a) ileri
atılıp,
- Yâ Ebâ Bekr, ne ızdırâb çekersin. Kendi nefsin
için mi korkarsın.
Cevâb buyurdular ki,
- Hâşâ, sümme hâşâ ki, Ebû Bekr bu yolda kendi
cânını sakınıp, kayırsın.Ve lâkin, yâ Resûlallah! Mubârek cesedinin bir kılına
halel gelir diye, korkarım ki, benim gibi binlerce kimsenin başı düşse yeridir.
Sen din serâyının mi'mârısın.
Resûlullah (s.a.v),
- Üzülme, Allahü teâlâ bizimledir!' buyurdu.
Mağaraya geldiler. Ebû Bekr (r.a) dedi ki,
- Yâ Resûlallah! Bir mikdâr sabr edin. O mağaraya
ben kulun gireyim. Yılan, akreb cinsinden nesne var ise, zararı Ebû Bekre olsun!
Resûlullah (s.a.v)izin verdi. Mağara içine
girince, ne kadar mahlûkat var ise, târûmâr olup, herbiri deliğine girdi.
Hazret-i Ebû Bekr (r.a) sırtından mübârek gömleğini çıkarıp, parça-parça edip,
parçalar ile, o deliklerin temâmını tıkadı. O deliklerden biri açık kaldı. Ona
parça yetişmedi. O deliğe de, ayağının tabanını iyice tıkadı. O büyük sultâna,
şimdi se'âdet ile, içeri buyurun diye hitâb eyledi. İki cihân serveri de,
Besmele söyliyerek, mağara içine girdi. Sabâha kadar orada kaldılar. Sabâh oldu.
Hazret-i Ebû Bekrin (r.a) gömleğini arkasında göremeyince, sebebini sordular.
Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a),
- Yâ Resûlallah! Yolunda, gömleğimi yırtıp, akrep
ve yılan deliklerini tıkayıp, şerlerini def' eyledim; dedikde,
Resûl-i ekrem(s.a.v), - Allahım! Ebû Bekri, kıyâmet günü, benim derecemde, benimle berâber bulundur!, buyurdu.
Nakl edilmişdir ki, bu esnâda Fahr-i âlem
(s.a.v), hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîkın (r.a) mubârek yüzlerinde değişiklik görüp,
süâl etdikde, meydâna gelen hâdiseyi anlatdı.
- Mağarada olan delikleri birbir tıkayıp, lâkin,
cübbe parçası bir deliğe yetmedi. O delik de açık kalmasın diye tabanımı
dayamışdım. Bir yılan, birkaç def'a tabanımı sokdu. Ayağımı delikden çekmeğe
korkdum ki, o yılan delikden dışarı çıkıp, zât-ı şerîfine bir elem verip,
ızdırâb eder, diye cevâb verdi.
- Onunla benim aramı aç, bırak çıksın buyurdu.
O an Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) mubârek ayağını
delikden çekdi. İçeriden görünüşü hüzn ve gam veren zehirli bir yılan çıkdı.
Fahr-i âlem (s.a.v):
- Ey utanmaz yılan! Benim mağara arkadaşımı ve
esrârıma vâkıf olanı, Allahü teâlâdan korkup, benden hayâ etmedin mi, ayağını
sokarak eziyyet etdin, diyerek hitâb edip, azarlayınca,
Yılan cevâba kâdir olup, dedi ki,
- Yâ Habîbi rahmân! Ey insanların ve cinnin
Peygamberi! Senin âşıkın sâdece insanlar değildir. Belki hayvân zümresinden
kuşlar, yılanlar, karıncalar, cemâline âşıkdır. Hattâ ben kulun, birçok yaşlı,
gözü nemli, kendi cinsimiz olan büyüklerimizden yüksek vasflarınızı dinleyip,
ışık saçan yüzünüzü görmeğe müştak ve hayrân ve kendinden geçmiş, şaşkın şeklde
ağlıyarak, mâl ve mülkünü terk edip, âşık divânen olmuşdum. Bu mağarayı
şereflendireceğini öğrenmişdim. Onun için nice zemândan berî, bu sıkıntılı
mağarada gece-gündüz demeyip, yolunuzu bekliyordum. Böylece, sizin buraya
teşrîfiniz ile, ayrılık acısına ve içimdeki derde merhem edeyim. Çünki, en
mes'ûd bir zemânda, bu karanlık mağarada, arkadaşın [mağaraya girince], sabâh
güneşi gibi zâhir olup, devlet güneşim doğdu. Ammâ ne var ki, arkadaşın yine
perde oldu. Bu sebeble, korku ve hayâ ben kulundan kalkıp, zarûrî olarak, bu
küstahlık benden vâkı' oldu; diye özr dileyince, |
| Bu Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Veya Kaynak Gösterilmeksizin Kopyalanamaz, Alıntı Yapılamaz. © 2007 |