Sohbet
E-kart
Diyet
Spor
Bilim
İslam
Sağlık
Oyunlar
Kadınca
Komedi
Msn
Magazin
İlahiler
Osmanlı
Hazır Mesajlar
Cep Telefonu
Oyun indir
Güzel Sözler
Şarkı Sözleri
Kültür Sanat
Rüya Tabirleri
Gazeteler
Atatürk
Fikralar
Arkadaş
Şiirler
Burçlar
Teknoloji
Resim Galerisi
Programlar
Manken Resimleri
Manzara Resimleri
Yabancı Mankenler
Yemek Tarifleri
İletişim

      Sohbet                MP3                   Aşk                     E-kart                   Güzel Sözler                   Sevgi                             Bu sitede reklam var

 Günesin buz tuttugu yerde bir alev gorursen bil ki o yalnız senin icin yanan kalbimdir.
Menü
Hastalıklar
Kalp Damar
Bulaşıcı Hastalıklar
İlk Yardım
Kanser
Çocuk Hastalıkları
Gebelik
Cinsellik
Menüsküs
Diş Sağlığı
HIV AIDS
Göz Sağlığı
Ruh Sağlığı
Spor Ve Sağlık
Kadın Sağlığı
Hastaneler
Kulak Burun Boğaz

 

    SAĞLIK

   Hepatit-B enfeksiyonu nedir ? Hepatit-B virüsünün neden olduğu, birincil olarak karaciğerde iltihap ve karaciğer hücre hasarıyla seyreden bir hastalıktır. Hepatit-B virüsü; karaciğere yerleşir. Yalnız insanlarda hastalık yapabilen bir DNA virüsüdür. Virüsler dışında metabolik hastalıklar, toksik ve karaciğerde kanlanmayı bozan, ilaçlar, bazı bakteriler, parazitler ve bazı diğer virüslerle gelişen hastalık ya da enfeksiyonlar sırasında da akut viral hepatit gelişebilir. HBV enfeksiyonunun dünyada ve Türkiye'deki durumu nedir ? HBV enfeksiyonu tüm dünyada oldukça yaygındır. Dünyada her yıl 50 milyon kişi HBV ile enfekte olmakta ve bugünkü sayılarla dünya nüfusunun 2/5'i (2 milyar) bu virüsle enfekte olmuş durumdadır. Her yıl HBV'ye bağlı nedenlerle 1-2 milyon insan ölmekte ve dünyada 350 milyon insan bu virüsün taşıyıcısıdır. Ülkemizde her yıl 200 bin kişi bu virüsle enfekte olmaktadır ve her üç kişiden birisi bu enfeksiyonu geçirmiştir. Ülkemizde 3-3.5 milyon kişi bu virüsün taşıyıcısıdır. HBV enfeksiyonuna yakalanma riski kimlerde daha fazladır? HBV enfeksiyonu için herkes eşit derecede risk taşımaz. Bazı insanlarda, hastalarda ve gruplarda enfeksiyon daha sık görülür. HBV enfeksiyonu için risk taşıyan gruplar şunlardır: a) Sağlık personeli, b) Çok sayıda kan transfüzyonu yapılan hastalar, c) Hemofili ve hemodiyaliz hastaları, d) HBV taşıyan kişi ile aynı evi paylaşanlar, e) Birden fazla cinsel partneri olan heteroseksüeller, f) Homoseksüel ve biseksüel erkekler, g) Damar içi uyuşturucu kullananlar, h) Kişisel hijyenin iyi olmadığı bakım evi, yurt ve hapishane gibi yerlerde yaşayanlar, ı) HBsAg pozitif anneden doğan bebekler. HBV nasıl bulaşır? HBV dört yolla bulaşır: a) Kan veya kan içeren sıvıların zedelenmiş deri veya mukoza ile teması sonucu (perkütan ya da parenteral bulaşma), b) İnsandan insana zedelenmiş deri ya da mukoza aracılığıyla (horizontal bulaşma), c) Cinsel yolla, d) Annenin kanının ya da kanlı sıvılarının bebeğe zedelenmiş derisi ya da mukozası aracılığıyla ya da göbek kordonu aracılığıyla geçmesi ile (doğum sırasında) bulaşı. HBV enfeksiyonunun kuluçka peryodu alınan virüs miktarına ve kişinin immün sisteminin direncine bağlı olarak 45-180 gün (ortalama 60-90 gün) arasında değişir. HBV enfeksiyonunda hastalık belirtileri nelerdir ? HBV enfeksiyonunda; enfeksiyon sık ancak hastalık enderdir. Virüsü alanların yaklaşık %50-65'in de hiç bir hastalık belirtisi gelişmeden enfeksiyonu geçirir. Virüsle enfekte olanların yaklaşık %30-50'inde kırıklık, yorgunluk, hafif ateş, mide bulantısı, karın ağrısı, eklem ve kas ağrıları gibi yakınma ve bulgular gelişir. Çocukların %10'undan azında, erişkinlerin %30-50'inde sarılık görülebilir. Virüsle enfekte olanların %1'inden daha azında enfeksiyon akut karaciğer yetmezliği ile ilerleyici ve şiddetli bir gidiş gösterir. Akut enfeksiyonun yaklaşık 1-6 haftalık klinik seyri vardır. Bu sırada hastalarda değişen derecelerde karaciğer enzimleri ve kan hücrelerinin yıkım ürününde yükselme gözlenir. HBV enfeksiyonunun çocuk ve erişkinlerde seyri nasıldır? Akut enfeksiyon çocuklarda erişkinlere göre daha hafif ve bulgu vermeden seyreder. Ancak bebeklerin immün sistemi nedeniyle enfeksiyon erişkinlere göre daha fazla oranda kronikleşmeye eğilimlidir. Yenidoğanların %5-10'unda, 1-5 yaş grubundaki çocukların %70'inde, erişkinlerin ise %90-95'inde virüs 6 ay içinde vücuttan temizlenerek bağışıklık gelişir. Akut enfeksiyon erişkinlerin yalnızca %5-10'unda kronikleşirken, yenidoğanların %90-95'inde, çocuk ve ergenlerin %30'unda kronikleşir ve virüs taşıyıcısı olur. Bu hastaların kronik karaciğer hastalıkları yönünden uzman doktorlar tarafından izlenmesi gerekir. Kronik karaciğer hastalıkları geliştiğinde µ-interferon tedavisi kullanılabilir, ancak başarısı sınırlıdır. HBV taşıyıcısı kimlere denir ? Akut enfeksiyondan sonra 6 ay içinde virüse karşı bağışıklık geliştirmeyen, virüsü veya virüs proteinlerini kanlarında taşıyan kişilere taşıyıcı denir. Öncelikle, bu kişiler virüsün sağlıklı bireylere bulaşmasında kaynaktırlar. Ayrıca bu kişilerde kronik aktif hepatit, siroz ve karaciğer kanseri gibi kronik karaciğer hastalıklarının gelişme riski yüksektir. Kronik hepatit-B ile karaciğer kanseri (primer hepatosellüler karsinoma) gelişmesi arasında sıkı bir ilişki vardır. Kronik virüs taşıyıcılarında primer hepatosellüler karsinoma gelişme riski taşıyıcı olmayanlara göre 200 kat fazladır. Kronik HBV taşıyıcıları ile virüsün bulaşma yollarından birisi ile temas edenlere yalnızca aşı yapmak yeterli koruyuculuğu sağlar. HBV enfeksiyonundan nasıl korunuruz ? Enfeksiyondan korunmanın en emin ve güvenilir yolu hepatit-B aşısı yaptırmaktır. Hepatit-B aşısı gen teknolojisi ile maya ya da memeli hücrelerinde üretildiklerinden son derece güvenilirdir ve bu tür enfeksiyonların bulaşmasına neden olmaz. Hepatit-B aşının kanser yaptığı söylentisi yanlıştır. Tam tersine aşı ile hepatit-B enfeksiyonundan korunulmazsa, HBV alınması ile böyle bir riske girmek söz konusudur. Hepatit-B aşısı virüsle karşılaşmadan önce ya da karşılaştıktan sonra kullanılabilir. Her iki durumda da koruyucudur.

   kızamık Hazırlayan: Dr. Cemal Güvercin Halk Sağlığı Uzmanı Kızamık, aşı ile önlenebilen hastalıklar arasında en çok çocuk ölümüne neden olan viral bir hastalıktır. Beslenme bozukluğu ve A vitamini eksikliğini artırarak vücut direncini düşüren kızamık, diğer öldürücü hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır. Hastalanan her 100 kişiden 6-20'si orta kulak iltihabı, ishal ve zatürree, bin kızamıklıdan birinde beyin iltihabı ortaya çıkmaktadır. Yaz aylarında nadiren görülen kızamık, özellikle soğuk kış aylarında hastalığa yakalanma açısından tepe noktasına ulaşmaktadır. Türkiye'de her 3-4 yılda bir büyük salgınlara neden olan kızamık özellikle mart ve nisan aylarında en fazla olgu sayısına ulaşmaktadır. Yılda 8-30 bin arası olgu bildirilen ülkemizde, kızamık geçiren ortalama her 100 çocuktan 3'ü yaşamını yitirmektedir. Oysa kızamığın son derece etkin, ücretsiz ve uygulaması kolay bir aşısı vardır. Hastalığın kaynağı insandır. Bulaşma kızamıklılardan, direk damlacık yoluyla olur. Ayrıca hastaların kullandığı çatal, bıçak, bardak gibi eşyalar, kısa bir sürede sağlamlar tarafından kullanılırsa bulaşma olabilir. Kızamık virüsü, tükrük damlacıklarında iki saat canlı kalabilir. Hastalığın kesin tanısı, hastaların klinik görünümü ve bir kızamık hastasıyla temas öyküsü ile konur. Hastalığın kuluçka süresi 9-10 gündür. Hastalığın tipik belirtileri, nezle, ateş, öksürük, gözlerde kızarıklık ve ışıktan rahatsız olma, halsizlik ve iştahsızlıktır. Ateş, akşamları titreme ile 39- 40 dereceye yükselir sabah düşer. Göz kızarmış ve iltihaplıdır, hasta ışığa bakamaz. Olguların %95’inde hastalığın 2. gününde ağız içinde oluşan “Koplik lekeleri” direk tanı koydurucudur. Nezle, öksürük ve ateş ile geçen 3-4 günden sonra ateş düşer ve iyileşme olduğu zannedilebilir. Fakat bu düşüşü izleyen saatlerde ciltte ufak pembe kırmızı makülopapüler döküntü olarak bilinen lezyonlar ortaya çıkmaya başlar. Kulak arkasından, alından ve saçlı deri ile normal derinin birleşme yerlerinden çıkmaya başlar. Ateş tekrar yükselir, nezle ve göz lezyonları şiddetlenir. 24 – 48 saat sonra döküntüler tüm vücuda yayılır. Döküntüler 2-3 gün içinde ilk çıktığı yerden itibaren sönmeye başlar, 5-7 günde tamamen kaybolur ve yerini kepeklenmeye bırakır. Kızamıklı çocuklar döküntünün görülmesinden en az 4 gün sonrasına kadar okuldan uzak tutulmalıdır. Özel bir tedavisi yoktur ancak bulgulara yönelik destekleyici tedavi sözkonusudur. Ancak 9.-15. aylarda yapılan aşı ile %99 koruyuculuk sağlanır. Aşılanmamış veya yapılan tek doz aşıya yanıt vermemiş çocuklar kızamığa karşı duyarlı kalmakta ve Türkiye'de kızamık virüsünün yaygın olarak dolaşmasına neden olmaktadır. Okul çağı çocukları arasında da kızamığa duyarlılık yüksektir ve okul salgınları kızamık salgınları arasında önemli bir yer almaktadır. Çocukların, geçmişte kızamık geçirdiği düşünülse bile “Okul Aşı Günleri” sırasında tekrar aşılanması gerekmektedir.

  Su ile Bulaşan Hastalıklar Su ile bağlantılı enfeksiyon hastalıkları bulaşma yolları dikkate alınarak dört ana grupta değerlendirilebilir: 1. Sudan Kaynaklanan Hastalıklar Özellikle ılıman ve sıcak iklimlerde insan ve hayvan dışkısı ile kirlenen suda mikroorganizmalar rahatlıkla taşınır. Aynı su şebekesinden çok kişinin yararlanması ve bakteriyi alması nedeniyle patlama tarzında salgınlar çıkar. Bu gruptaki mikroplar suda pasif olarak taşınır. Tifo, Kolera, Viral Hepatit bu gruba giren hastalıklardandır. Korunma yöntemi suyun niteliğinin iyileştirilmesi, yani temiz tutulmasıdır. 2. Su Yokluğundan Kaynaklanan Hastalıklar Suyu çok kıt olan yörelerde kişisel hijyenin sürdürülmesi güçleşir. Bedenin, yiyecek maddelerinin, mutfak kap-kacağının ve giysilerin yıkanmayışı nedeniyle hastalığın bulaşma olasılığı artar. Trahom ve bazı barsak hastalıkları, örneğin Basilli Dizanteri bu gruptadır. Önlenebilmeleri için suyun niteliğinden çok niceliği önemlidir; kullanılan su miktarı arttıkça hastalığın önlenebilirliği artar. 3. Suda Yaşayanlarla Bulaşan Hastalıklar Ülkemizde çok sık görülmeyen bir grubu oluşturur. Bazı parazit yumurtaları suda yaşayan omurgasızlarda, örneğin salyangozda, yerleşir ve gelişir. Olgunlaşan larvalar suya dökülür; suyun içilmesi ya da su ile ilişki sonucu enfeksiyona yol açar. Şistozomiyazis bu grubun tipik örneğidir; Güneydoğu Anadolu'da sulu tarıma geçilmesinin bu sorunu da birlikte getireceği düşünülmektedir. Şimdiki durumda bizde daha çok Viral Hepatit ve tifonun bulaşmasında rol oynayan midye örnek olarak gösterilebilir. Korunmada suyun kirlenmesinin önlenmesi kadar, suda yaşayan aracıların ortadan kaldırılması da önemlidir. 4. Su ile Bağlantılı Vektörlerle Bulaşan Hastalıklar Ülkemizde sivrisineklerin yol açtığı Sıtma bu gruba girer. Durgun su birikintilerinin ortadan kaldırılması ve suyun borularla taşınması ile önlenebilir.

  SU VE BESİNLERLE BULAŞAN HASTALIKLAR NELERDİR ? Tifo, Salmonellozis, Paratifo, Basilli Dizanteri, Amipli Dizanteri, Kolera, Çocuk Yaz ishalleri, Stafilokoksik gıda zehirlenmesi, Bacillus cereus zehirlenmesi, Botulismus, Askariazis, Oksiurazis, Teniazis, Giardiazis, Hidatidozis, Hepatitis A ve E, Poliomyelitis bu grupta en sık görülen bakteriyel, paraziter ve virutik hastalıklardır. Özel durumlarda Tüberküloz, Streptokok enfeksiyonları, Leptospiroz, Şarbon, Toksoplazma, Ankilostorna da bu gruba girebilir. Hayvanlardan bulaşan hastalıklar sınıflandırıldığında süt ve ürünleri ile geçtiği zaman zaman unutulan Brusellozis ülkemiz için çok önemli bir sağlık sorunudur; alınacak önlemler değerlendirilirken akııdan çıkarılmamalıdır. Yukarıda sayılan hastalıklar grubunun genel özellikleri şöyle özetlenebilir: .Genellikle dışkı-ağız yoluyla bulaşırlar. Çoğunluğu dışkı (bazen idrar) ile atılır, kirlenmiş olan su ve besinler aracılığıyla sağlam kişiyi ağız yoluyla enfekte ederler. .Sıklıkla epidemilere, pandemilere neden olurlar. Tek bir kaynaktan çıkan çok sayıda etken, suda ve besin maddelerinde hızla çoğalarak onbinlerce kişiyi enfekte edebilir. Özellikle suya geçtiyse, patlama şeklinde salgınlar oluşur. Yalnız besinlerin kontamine olması durumunda yayılma daha yavaştır. Belirli iklim koşullarını ve özellikle kötü hijyen ik koşulları severler. Kötü ekonomik ve toplumsal koşulların göstergesidirler. Kirli suların, açık helaların, açıkta satılan yiyeceklerin, sinek/hamamböceği gibi vektörlerin bulunduğu; kişilerin temizlenme alışkanlıkları ya da olanaklarının az olduğu toplumlarda sık görülürler. Sosyo-ekonomik düzey yükseldikçe görülme sıklıkları azalır. Bu nedenlerle yalnızca sağlık örgütünün çabalarıyla önlenmeleri çok güçtür; tüm kamu sektörünün etkin katılımını gerektirirler. .Genellikle yaz aylarında daha sık görülürler. .Enfeksiyon zincirinin kırılmasında en etkin ve kalıcı yaklaşım bulaşma yollarının kesilmesi, yani olumsuz çevresel etmenlerin ortadan kaldırılmasıdır

    Hava Yolu İle Bulaşan Hastalıklar Bu gruba giren hastalık etkenlerinin çoğunluğunu viruslar oluşturur. Üst solunum yollarında enfeksiyonlara neden olan çok sayıda virus (influenza, Parainfluenza, Adenovirus, Rhinovirus,..) ile Kızamık, Kızamıkçık, Suçiçeği, Kabakulak virusları organizmaya hava yoluyla girer. Tüberküloz, Boğmaca, Difteri ve Legionella bakterileri, Streptokok ve Meningokoklar bu grupta en sık görülen bakterilerdir. Zatürre'ye neden olan tüm bakteri, virus ve mantarlar da hava yoluyla bulaşır. Stafilokoklar ile Şarbon, Ruam, Veba, Bruselloz ve Q Yangısı bazı durumlarda hava yoluyla da bulaşabilir. Hava yolu ile bulaşan hastalıkların genel özellikleri şöyledir: .Genel bulaşma yolları havadır. Hemen tümü sekresyonların oral yolla alınmasıyla da geçebilir. Havada damlacık içinde bulunur ya da yere çökerek tozlara karışır, sonra sağlam kişinin solunum yoluna girerler. .Toplumda en sık görülen hastalıkları oluştururlar. Yalnızca üst solunum yolu enfeksiyonları bile çok yüksek orandadır, hekime başvuran her dört kişiden biri bu yakınmayla gelmektedir. .Bölgeselsalgın ve dünyaçapında salgın yaparlar. Özellikle influenza virusu suşları tüm dünyaya yayılan ve ilk başladığı yerin adı ile anılan pandemiler yapar (Hong Kong Gribi, Asya Gribi gibi). .Mevsimsel özellikler gösterirler. Kış aylarında insidansıarı çok yüksektir. .Organizma direncinin düştüğü durumlarda daha kolay hastalığa neden olurlar. Tüm enfeksiyonlar için geçerli olan bu kural özellikle solunum yolu enfeksiyonlarında belirgindir. .Kalabalık ve sıkışık yaşam tarzı solunum yolu enfeksiyonlarının oluşmasında önemlidir. Kentlerde daha sık görülürler. Oda başına düşen kişi sayısı arttıkça insidansları yükselir. Sinema, otobüs gibi topluca bulunulan ve hava akımının az olduğu yerlerde yayılım kolaylaşır. Okul, kışla gibi yerlerde salgınlar yaparlar. SAVAŞ YÖNTEMLERİ Toplum olarak savaşılmaları çok güçtür. Virüs kökenli olanları gelişmişlik düzeyine de pek bakmaz, çabuk yayılırlar. Çoğunda savaş esas olarak korunmayla, aşısı bulunanlarda popülasyonun en geniş şekliyle aşılanmasıyla olur. Tüberküloz önemli toplumsal özellikler taşır, savaş yöntemleri de bu toplumsal temellere dayanır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

car hire
Bu Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Veya Kaynak Gösterilmeksizin Kopyalanamaz, Alıntı Yapılamaz. İ 2007