Kumsaldaki ayak izlerinde hece hece, çizgi çizgi keder okunurdu.
Martılar kayalıklara inip kalkardı. Dalgalar insanoğlunun gözyaşlarına
tanıktı asırlar boyu... Ve ansızın biraz hüzzam sevdaların kederiyle,
biraz hasretle suyun üstünde küçük beyaz taşlar sektirirdi sahildeki
kemancı. Dolaşırdı kıyıda. Deniz kabukları toplar, bu kabukları özenle
sakladığı küçük çakıl taşlarının bulunduğu çantaya koyardı. Taşlarını tek
tek alır eline, usulca okşar ve yine o matemli kemanına
sarılırdı.
Her akşam aynı saatlerde gelirdi kemancı sahildeki
parka....Ve her akşam bir önceki güne inat çok daha kasvetli olurdu
gözlerindeki keder. Kemancı her akşam yorgun sırtında o taşları taşır.
Kemancı her akşam sessizce anılara gülümser....Ve kimse bilmez kemancının
kederini. Kimse görmemiştir, duymamıştır bugüne dek tek kelime
söylediğini...
İşte, hikayemiz bu kemancıyla başladı. Sahildeki
parkta onunla dost olabilen tek insan beş-altı yaşlarındaki küçücük bir
kız çocuğuydu.
Bir gün kemancı, küçük kızı sahilde ağlarken buldu.
Yufka yüreği dayanamadı, ilk kez biriyle konuştu. Fakat ne yapsa kızın
gözyaşlarını bir türlü durduramadı....her akşamki gibi taşları sektirmeye
başladı suyun üstünde. Derken küçük kız kemancıya yaklaştı ve böylece
taşlar, kemancı ve küçük kız her akşam buluştular o parkta.
Küçük
kızın en çok merak ettiği şey yaşlı adamın sırtındaki çantada taşıdığı
taşlardı elbette. Adamcağız o taşları ne diye kendine yük ederdi ki... Pul
ya da peçete koleksiyonu yapmak dururken, kemancı neden taşları
toplardı?
Kemancı Amca, dedi küçük kız. '' Sen bu taşları neden
böyle çok seviyo''sun?''
''Ben küçükken, dedi adam, senin
yaşlarındayken okula taşlı bir patikadan geçerek giderdim. Her sabah o
yoldan geçer ve okul çıkışlarında o yola dökerdim çocukluğumun
gözyaşlarını. Benim ağlayışlarımı kimseler bilmezdi o patikadan başka.Pek
fazla arkadaşım olmadığı için taşlarla oynardım. Hüzünlerimi, sevinçlerimi
taşlara anlatırdım.Taşlar sözümü hiç bölmeden dinlerdi beni, taşlar
sırrımı saklardı. İşte o günlerde başladı taşlara ilgim. Yoldan geçerken
farklı renklerde ve şekillerde taşlara rastladım. Kim bilir daha kaç
kişinin öyküsünü dinlediler benim oyun arkadaşlarım...Nice insan geldi
geçti o patikadan... Taşlar hep oradaydılar ve hep sessizce tarihe
tanıklık ettiler.
Bir kemancı kemanını dost bilir, hiç ayırmaz
yanından. Benim ilk dostum taşlar, ikincisi kemandır. Taşlarımı da kemanım
gibi daima yanımda taşırım.
Bilir misin, hiçbir taş bir diğerine
benzemez küçüğüm. Her taşın kendi yüzü, kendi görünümü vardır. Her taş
aslında kendi başına sır dolu bir yalnızlıktır. Ben farklı taşlar buldukça
onlardan bu sırları dinlerim. Toprağın üstünde durup da gözyüzünü seyre
dalarken işittiklerini anlatırlar bana....Ve ben taşları işte bu yüzden
severim.''
-''Fakat, dedi küçük kız, taşlar nasıl oluyor da
konuşuyorlar seninle. Ben taşların konuştuğunu hiç
duymadım.''
-''Dinlemesini bilirsen, küçüğüm, tabiattaki her şey
sana bir şeyler anlatır. Dinlemesini bilirsen ancak....''
Bana
sahildeki kemancıdan o taşlar ve taşların öyküleri kaldı. Taşları sevdikçe
ben, o dingin sessizlikte dinlemeyi öğrendim ve o gizemli taşlar gibi
dostlarımın sırlarını saklamayı.. O sırları kendimle birlikte mezara
götürmeyi...Elime aldığım taşa baktıkça, ilkokul yıllarındaki
arkadaşlıklarımı, benim için bu taşlar gibi benzersiz olan dostlarımı
anımsadım hep. Suyun üstünde taşlar sektirirken kemancının bana, yani tek
dostu olan o küçük kıza anlattığı masalları dinledim yeniden ve yeniden.
Nerede bir taş görsem taşın öyküsünü öğrendim, yüzünün ayrıntılarını
ezberledim ve o yeni taşları da eski bir dost bildim.
Kemancıdan
geriye işte bu kaldı. Kemancı ölmedi, o taşlar gibi hep hoş bir anıyla
yaşadı. Koleksiyonu benden sonra başka çocuklara emanet edilmek üzere
bende kaldı...
Ya sizin için? Sahi siz hiçbir taşı dinlediniz mi?
Hiç, bir taş gibi dostlarınızın sırlarını sonsuza dek saklamayı
başarabildiniz mi? Siz taşları sevdiniz mi?
|