Fırat'ın bir yakasında yaşayan bir delikanlı
ile öbür yakasında yaşayan güzel bir kadın varmış. Birbirlerine aşık
olmuşlar.
Delikanlı her gece Fırat'ın sularında yüzerek karşı yakaya
geçer sevgilisine ulaşırmış.
Şafak sökmesine yakın delikanlı
sevgilisine öpücük kondurup Fırat'ın azgın sularına girip öbür yakaya
geçermiş.
Bu gecelerce böyle sürüp gitmiş. Yine bir gece delikanlı
Fırat'ı geçip sevgilisinin yanına gitmiş.
Şafak sökerken delikanlı veda
öpücüğünü vermek üzere kadının yanına sokulmuş, kadına dikkatle bakarak;
Senin bir gözün ama mıydı !demiş.
Kadın o zaman delikanlıya bakarak;
Sen sen ol sakın ola bugün Fırat' a girme demiş.
Delikanlı kadından
ayrılmış , Fırat'a girmiş ve azgın dalgalara karşı koyamayıp boğularak
ölmüş.
Bizim delikanlı gerçekte çok iyi yüzme bilmiyormuş, duyduğu
aşkmış onun dalgalar karşısında güçlü kılan aşkının gücü sayesinde Fırat'ı
geçermiş.
O aşk bitincede....
MUTLULUĞUN GİZİ
Bir tüccar Mutluluğun Gizi'ni öğrenmesi için
oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk
gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir
şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
Bir ermişle
karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir
manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede
sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir
yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge
sırayda bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının
gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
Delikanlının ziyaret
nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi'ni
açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını
kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.
"Ama,
sizden bir ricada bulanacağım", diye eklemiş, delikanlının eline bir kaşık
verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. "Sarayı dolaşırken bu
kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz."
Delikanlı sarayın
merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki
saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış. "Güzel, demiş bilge, peki yemek
salonumda ki acem halılarını gördünüz mü?
Bahçıvan Başı'nın yaratmak
için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü?
Kütüphanedeki güzel
parşömenleri fark ettiniz mi?
Utanan delikanlı hiçbir şey görmediğini
itraf etmek zorunda kalmış. çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla
yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.
"Öyleyse git,
evrenimin harikalarını tanı", demiş ona bilge, "oturduğu evi tanımadan bir
insana güvenemezsin."
İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı
gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat
yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin
güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini
görmüş. Bilgenin yanına dönünce gördüklerini bütün ayrıntılarıyla
anlatmış.
"Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?" diye sormuş
bilge.
Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu
görmüş.
"Peki", demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, "sana
verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun Gizi dünyanın bütün
harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan."
ACI ..
Sizin icin ne derece
önemi var bunu bilmiyorum ama ben bu satirlari yazarken gözümden damlalar
akiyor klavye üzerine. Erkekler aglamaz lafi bana göre degil. Ağlamaktan
hiç utanmadim,duygularim,acilarim beni bogdugu zaman hep agladim.Yine
agliyorum... Sizleri tanimiyorum ama sizlerle paylasmak
istiyorum.Lütfen;bu satirlara bir seven olarak sahip cikin ve lütfen
yazili satirlar olarak geçmeyin.Okudukça yeryüzünde insanlar neleri
yasarmis diyeceksiniz buna eminim. Bir memur ailenin en küçük çocugu
olarak babamin tayininin çiktigi bir köye tasindik.Huzursuzdum,okulumu bir
köy okulunda okumaktansa ,sehirde medenice okumak istiyordum.kaydimi
yaptirdi babam okula.ilkokul 4. siniftan basladim köy okuluna.Beni bir
sinifa verdiler.Öğretmen köyde yabanci oldugumu biliyordu ve hangi siraya
oturmak istiyorsan otur dedi bana.Bir kizin yani bostu sadece oraya
oturdum.Hayatimi adadigim,gidisiyle beni bitiren insanla ilk o zaman
taniştim.ismi Altinay idi.Cocuk yasimda bile onun güzlligi beni çok
etkilemisti.Masmavigözleri,gamze yanaklari ile arada bir bana dönüp
gülüsü,yanliş yazdiğgim notlarimda kendi silgisiyle defterimdeki hatayi
silmesi beni o minik yasimda ona bagladi.O dönemlerde cocukça bir
arkadaslikti. Zaman ilerledikçe onsuz tek saniye geçiremiyordum.ya ben
onlara gidip ders çalisiyor, yada o bize geliyordu.Mükemmel bir
paylasimciydi.Yüregini,sevgisini,dostlugunu daha o yasta vermisti
bana.ilkokulu birlikte okuduk ve ayni sirada bitirdik.Hep onunla hep ona
biraz daha alisarak. Ortaokula geçtigimizde ailelerimize rica ettik ve
bizi ayni okula yazdirdilar, hatta ayni sınıfa,hatta ayni siraya oturmamiz
için babalarimiz öğretmenlere adeta yalvardilar.Başarmistik.yine ayni
siradaydik.Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yilda anladimki onsuz
hayat bana huzur vermiyordu.Yasimiz olgunlaştikça o beni,ben onu daha çok
seviyordum.Çocukca baslayan arkadasligimiz sevgiye aska dönüsmüstü
ortaokul yillarimiz bitmek üzereyken.sehir merkezinde.Ailelerimiz liseye
geçtiğimiz sirada ortak bir karar aldilar.Buna göre tek ev kiralayacak
ikimiz ayni evde kalacaktik.Annemde bizimle kalacakti.Allahim o karar bize
iletildiğinde dakikalarca sarmaş dolaş kutlamistik bunu.Ona a sik
olmustum.Ayni duygulari oda paylaiyiordu ve bunu farkeden ailelerimiz okul
bittiginde evlendirelim diye karar almıilardi bile.Ona tapiyordum
artik.Hasa allaha sirk kosar gibi günah islercesine seviyordum.ilk elini
tuttugumda sakin bir daha birakma demistim. Yanaklari kizarmisti,utanmiş
ve basini önüne ! egmis,gülümsemis ve elimi siki siki kavramisti.Artik
hergün elele tutuşup okula gidiyor okuldan çikarken elele dolasiyor
geziyor öyle gidiyorduk evimize.Arada bir elleri terler ve her terleyiste
elini elimden kurulamak için çekerdi.Bunu her yaptiginda kizar elimi
birakma diye azarlardim,hep tamam tamam diyerek gülümser ve hizla elini
avucuma sokustururdu. Hersey harikaydi,dünya cennet gibiydi
gözümüzde.Yillar akip gidiyordu mutluluk içinde.Nihayet liseyide bitirmek
üzereydik.karne dönemi gelmisti.Karnelerimizi aldik hiç kirigimiz
yoktu.Sevinçle sarildik birbirimize elimi tuttu.bunu kutlamak icin bir
cafeye gidip cola icerek kutlayacaktik.Okulun az ilerisinden geçen bir
çakil yol vardi.Her zaman toz duman içinde olurdu.çakillarla kapliydi.O
yolun benim ve ölürcesine sevdigim insanin ayrilmasinda bu kadar rol
oynayacagini bilsem hiç girermiydik o yola.Neler vermezdim o yolu
yürümemek için. Eli yine elimdeydi,ansizin elini çekti,terlemisti yine
eli.Sanirim dört adim atmistim.Dönüp yine azarlayacaktim.Çünkü hem elimi
birakmis,hemde geride kalmisti.Dönüp baktigimda Dünya basima yikildi.Sanki
gökkubbenin altinda kaldim.yerdeydi ve yüzünden kan fiskiriordu.ne
yapacagimi bilemedim üzerine kapandim yüzüne yapismis saçlarini
kaldirdigimda hayatimıibitiren o görüntüyle karsilastim.Basi kesilmis bir
tavuk gibi çirpiniyordu.Suratina bir taş parçasi biçak gibi saplanmisti ve
bakmaya doyamadadigim mavi gözlerinden biri akmisti.Suratinin yarisi
yoktu.Hirliyordu bana biseyler demek istiyor kanla kapli diğer gözünü
temizleyerek bana biseyler demeye çalisiyordu.Yoldan geçen bir kamyonun
tekerinin altindan firlayan bir tas suratina saplanmisti.Ölürcesine bir
aski,gelecegimizi kibrit büyüklügünde bir tas parçasinin bitireceğini
bilemezdim.Donuk donuk hiç konusamadan yüzüne bakmaktan baska bisey
yapamiyordumEllerini tuttum kaldirdim basini gögsüme dayada ve elimi siki
siki tuttu.Akan kan ellerimize damliyordu.Yoldan geçen bir araba durmuş
bizi seyrediyordu,hastaneye yetistirelim dediimde kanli oldugu için almadi
ve kaçti gitti.Kimse arabaya almiyordu.çevreme bakip yardim eden
demekten,ona dönüp seni seviyorum,beni birakma,dayan demekten baska bisey
yapamiyordum.iki dakikalik bir çirpinistan sonra kucagimda öldü.Cennet
olan Dünya 5 dakikada cehenneme döndü.Tam dokuz yil oldu onu
yitireli.Kendime olan güvenimi yitirdim.Artik kimseyi sevemem,kimsede beni
sevemez korkusundan kurtaramiyorum kendimi.Bitkisel hayatta gibiyim.Tek
elimde kalan bu net.bu net araciligiyla sizinle paylaşmak
istedim.Yitiren,yada ben yitirenle paylaşmak isteyen herkese elleri
terlese bile ellerimi birakmamalari sartiyla elimi
uzattim.Dost,kardes,arkadas ne olursaniz olun ama elimi birakmayin.Size
sesleniyorum, elimi birakmayin lütfen...
SEVGİNİZİ SAKLAMAYIN
10. Sınıf
İngilizce dersinde yanımda bir kız oturuyordu
onun için 'benim en iyi arkadaşım' diyordum... ama ben onun ipek gibi
saçlarınına bakıp onun benim
olmasını istiyordum... ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu
bunu biliyordum, dersten sonra kalktı ve geçen gün sınıfta olmadığı için
günün notlarını istedi ona notları verirken bana teşekkür etti ve
yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini
istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama
çok utanıyordum...
11. Sınıf
Telefonum
çaldı, arayan oydu ve ağlıyordu bana aşkın nasıl kalbini kırdığını
anlattı, beni evine çağırdı, yalnız kalmak istemediğini söyledi,bende
tabiki gittim, koltuğa, onun yanına oturdum, güzel gözlerine bakmaya
başladım ve onun benim olmasını diledim, 2 saat sonra Drew Barrymore'un
bir filmi başladı ve onu izledik filmi izledikten sonra uyumaya karar
verdi, bana herşey için teşekkür etti ve yanağımdan öptü. Onu sadece
arkadaş olarak
istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum
ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...
Son Sınıf
Mezuniyet balosundan birgün
önce yanıma geldi ve 'çıktığım çocuk hasta ve partiye gelemicek' dedi,
benimde çıktığım biri yoktu ve 7.sınıfta
birbirimize söz vermiştik
eğer çıktığımız biri olmazsa partilere birlikte gidicektik, 'en iyi
arkadaş' olarak. Ve partiye birlikte gittik,o akşam çok güzeldi, her şey
yolunda gitti, partiden sonra onu evine kapısının önüne kadar bıraktım,
kapının önünde ona baktım o da bana o güzel gözleriyle gülümseyerek
baktı. Onun benim olmasını istiyordum...ama o bana benim ona baktığım
gözle bakmıyordu bunu biliyordum, bana 'hayatımın en güzel zamanını
geçirdiğini' söyledi ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak
istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum
nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...
Günler, haftalar, aylar
geçti ve mezuniyet günü geldi çattı... Sürekli onu izledim onun mükkemmel
vücudunu seyrettim. Diplomasını almak için sahenye çıkarken sanki havada
süzülen bir melek gibiydi.Onun benim olmasını istiyordum... ama o bana
benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum.Herkes evine gitmeden
önce yanıma geldi ve ağlayarak bana sarıldı sonra başını omzuma koydu ve
'sen benim en iyi arkadaşımsın, teşekkürler' deyip yanağımdan öptü. Onu
sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok
seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum
Aradan yıllar geçti...
Bir kilisedeyim ve o kızın nikahını
izliyorum...evet artık evleniyordu,onun 'evet, kabul ediyorum'
demesini,yeni hayatına girmesini izledim,başka bir adamla evli olarak.
Onun benim olmasını istiyordum...ama o bana benim ona baktığım gözle
bakmıyordu bunu biliyordum. Yeni hayatına girmeden önce yanıma geldi ve
'nikahıma geldin teşekkürler' deyip yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş
olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama
söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...
Yıllar
çok çabuk geçti...
Şu an benim bir zamanlar en iyi arkadaşım olan
kızın tabutuna bakıyorum, eşyaları toplanırken lise yıllarında yazdığı
günlüğü ortaya çıktı...
Hemen günlüğünü aldım ve günlükte okuduğum
satırlar şöyleydi... 'Onun gözlerine bakarak onun benim olmasını
diledim... ama o bana benim ona
baktığım gözle bakmıyordu bunu
biliyordum. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum,
onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum
nedenini bilmiyorum ama çok
utanıyordum.Keşke bana beni sevdiğini söyleseydi.
Hayatta hiç bir
şey için geç kalmayın sevdiğinizi söyleyin. Her ne pahasına olursa olsun.
Bu onu kaybetmekte olsa.....
Asagidaki gerçek hikâye Kellog Business
School'da (Northwestern Üniversitesi) Is Idaresi master ögrencileri ile
Zaman Yönetimi dersi profesörü arasinda geçer...
Profesör
sinifa girip karsisinda duran dünyanin en seçilmis ögrencilerine kisa bir
süre baktiktan sonra, "Bu gün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karisik bir
sinav yapacagiz" dedi. Kürsüye yürüdü, kürsünün altindan kocaman bir
kavanoz çikartti. Arkadan, kürsünün altindan bir düzine yumruk
büyüklügünde tas aldi ve taslari büyük bir dikkatle kavanozun içine
yerlestirmeye basladi. Kavanozun daha baska tas almayacagina emin olduktan
sonra ögrencilerine döndü ve "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Ögrenciler
hep bir agizdan "Doldu" diye cevapladilar. Profesör "Öyle mi?" dedi ve
kürsünün altina egilerek bir kova micir çikartti. Miciri kavanozun
agzindan yavas yavas döktü. Sonra kavanozu sallayarak micirin taslarin
arasina yerlesmesini sagladi. Sonra ögrencilerine dönerek bir kez daha
"Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Bir ögrenci "Dolmadi herhâlde" diye
cevap verdi. Dogru" d! edi profesör ve gene kürsünün altina egilerek bir
kova kum aldi ve yavas yavas tüm kum taneleri taslarla micirlarin arasina
nüfuz
edene kadar döktü. Gene ögrencilerine döndü ve "Bu kavanoz doldu
mu?" diye sordu.Tüm siniftakiler bir agizdan "Hayir" diye bagirdilar.
"Güzel" dedi profesör ve kürsünün altina egilerek bir sürahi su aldi ve
kavanoz agzina kadar doluncaya dek suyu bosaltti. Sonra ögrencilerine
dönerek "Bu deneyin amaci neydi" diye sordu. Uyanik bir ögrenci hemen
"Zamanimiz ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayirabilecegimiz
zamanimiz mutlaka
vardir" diye atladi. "Hayir" dedi profesör, "bu
deneyin esas anlatmak istedigi Eger büyük taslari bastan yerlestirmezsen
küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine
koyamazsin" gerçegidir". Ögrenciler saskinlik içinde birbirlerine bakarken
profesör devam etti: "Nedir hayatinizdaki büyük taslar? Çocukla! riniz,
esiniz, sevdikleriniz, arkadaslariniz,egitiminiz,hayâlleriniz, sagliginiz,
bir eser yaratmak, baskalarina faydali olmak,onlara bir sey ögretmek!
Büyük taslariniz belki bunlardan birisi,belki bir kaçi, belki hepsi. Bu
aksam uykuya yatmadan önce iyice düsünün ve
sizin büyük taslariniz
hangileridir iyi karar verin. Bilin ki büyük taslarinizi kavanoza ilk
olarak yerlestirmezseniz hiç bir zaman bir daha koyamazsiniz,o
zaman da
ne kendinize, ne de çalistiginiz kuruma, ne de ülkenize faydali olursunuz.
Bu da iyi bir is adami, gerçekte de iyi bir adam olamayacaginizi
gösterir". Profesör, ders bittigi hâlde konusmadan oturan ögrencileri
sinifta birakarak çikti gitti...
PENCEREDEN GÖRÜLENLER
Bir hastanede olumu bekleyen hastalarin
kogusu, kogusta bir oda, odada
iki yatak, iki hasta. Birisi pencerenin
önünde, oteki duvar dibinde.
Yasamlarinin su son doneminde pencere
kenarindaki, sabahtan aksama
pencereden bakip, tum gorduklerini duvar
dibinde hicbirsey gormeyen
arkadasina aktarir. "Bugun deniz dunden
daha durgun. Ruzgar hafif olmali .
Beyaz yelkenliler belli belirsiz
ilerliyor.... Park mi ? Park henuz tenha. Salincaklarin
ikisi dolu,
ikisi bos" ya da "Gecen haftaki sevgililer yine
geldiler. Eleleler,
bir siraya oturdular. Hep erkek anlatiyor kiz dinliyor. Simdi erkek
kizin saclarini oksuyor. Opusuyorlar... Ne kadar da guzeller. "
"Erguvanlar bugun cildirmis, oyle bir cicek acti ki; etraf mordan
gecilmiyor. Erikler desen gelinden farksiz..."
" Eyvah miniklerden
biri dustu. Annesi yetisti bagrina basiyor cocugu .
Neyse cocuk sustu.
Guluyor simdi."......
" Ogrenciler mi? Onlar yine kitaplarina
dalmislar.....
dur bakayim haa... simitci geldi. Iki simit alip bese
paylastirip yiyorlar. Simdi de
cocuklara katildilar ucurtma
ucurtmaya.... Ucurtma yukseliyor
yukseliyor." ... "Hayir yelkenliler
henuz görünmedi, ama martilarin
keyfi yerinde. Baloncu da erkenci.
Mavi, mor, yesil, kirmizi, turuncu kocaman
balonlari var..." Hergun
boyle surup giderken, her gordugunu anlatirken
ansizin, muthis bir
kriz gecirir pencere yanindaki.! Duvar dibindeki
dugmeye bassa, doktor
cagirabilir. Ve belki de yanindaki arkadasini kurtarabilir.Ama... ama...
arkadasi ölürse, pencerenin yani bosalacaktir. Ve duvar dibindeki
dugmeye
basmaz, doktor cagirmaz. Arkadasi ölür. Ertesi sabah duvar
dibindekinin
yatagini pencerenin yanina tasirlar. Bekledigi an
gelmistir. Yattigi
yerden pencereden disari bakar. Pencerenin dibinde
kapkara
duvardan baska hicbirsey yoktur.
( 19 Mart 1992
)
ARKADAŞ
Kötü karakterli bir
genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş."
Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahtaperdeye
bir çivi çak" demiş. Genç, birinci (ilk) günde tahtaperdeye 37 çivi
çakmış. sonraki haftalarda kendi Kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen
her gün daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış.
Babasına gidip söylemiş.Babası Onu yeniden tahtaperdenin önüne götürmüş.
Gence "bugünden başlayarak Tartışmayıp kavga etmediğin her gün için
tahtaperdelerden bir çivi çıkar (sök)" demiş. Günler geçmis. Bir gün
gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona "aferin iyi davrandın ama bu
tahtaperdeye dikkatli bak. çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel
olmayacak" demiş. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü
kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına
bin defa kendisini affettigini söyleyebilirsin ama bu delik aynen
kalacak(kapanmayacak). Bir arkadaş ender bir mücehver gibidir. Seni
güldürür yüreklendiren ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur seni dinler sana
yüreğini açar" demis.